Home » antalya escort » Calınan kalpler 1

Calınan kalpler 1

Calınan kalpler 1.

–  Calınan kalpler  1

antalya ufak escort, antalya yeni escort, antalya kapalı escort, antalya tesettürlü escort, antalya iri gögüslü escort, antalya büyük gögüslü escort,

antalya ufak escort,
antalya yeni escort,
antalya kapalı escort,
antalya tesettürlü escort,
antalya iri gögüslü escort,
antalya büyük gögüslü escort,

Gidebilirsiniz. Konu anlaşıldı.
Kadın çıkınca, Mechinet bana dedi ki;
–    Yeğenin katil olmaması, bana imkansız
görünüyor.
Doktorlar geldi. Otopsinin sonucu şuydu:
“Pigoreau adlı kişi, ani bir ölümle ölmüş-
tür. Bu sebeble, yerde kanla yazılan MONİS
haflerini kendisi yazmış olamaz.”
Demek ki ben yanılmamışım.
Mechinet bağırdı;
-O değilse kim? Monistrol….Anlamıyorum.
Komiser, sonunda yemeğe gidebileceğine
sevinerek, onu şaşkınlığıyla dalga geçiyordu,
çünkü Monistrol suçunu itiraf etmişti. Mechinet
dedi ki:
–    Belki de ben aptalın biriyim, bunu ileride
anlayacağız. Haydi, bay Godeuil müdüriyete
gidelim.
Batignolles’e geldiğimiz gibi yine paytonla yo-
la koyulduk müdüriyete doğru.
Mechinet yine o tuhaf alışkanlığına kapılmış-
tı. Parmakları, boş tabakası ile burnu arasında
boyuna gidip geliyordu. Şöyle homurdanıyordu:
–    Bundan kesinlikle emin olmalıyım. Emin ol-
malıyım.
Sonra cebinden, kendisine vermiş olduğum
tapayı çıkardı ve ceviz soyan bir maymun tav-
rıyla evirip çevirdi, mırıldandı:
37-    Yargı için bir kanıt, gene de. Bu yeşil bal-
mumundan, bir sonuca varmak gerek.
Ben köşeme çekilmiş, tek kelime söylemiyor-
dum. Muhakak ki durumun hayli garipti, ama
farkında değildim.
Aklımı bu işe yoruyordum. Birbirine zıt düşün-
celer, kafamda dört dönüyordu. Bu olayı çöz-
mek epey yoruyordu zihnimi.
Arabamız durduğunda gece olmuştu.
Müdüriyetin önü sessiz ve ıssızdı. Tek bir gü-
rültü duyulmuyor, tek bir canlı geçmiyordu. Çev-
rede bulunan az sayıdaki dükkanlar kapanmış-
tı. Semtte oturanların hepsi yakındaki lokantaya
dolmuşlardı, lokantanın perdesine içerdekilerin
şekilleri vuruyordu. Yolda in cin top oynuyordu.
Mechinet’ye sordum:
–    Sizi sanığın yanına bırakırlar mı?
Şöyle cevap verdi:.
–    Elbette. Ben tahkikatla görevli değil mi-
yim? Soruşturma gerektirdiğinde, günün ve
gecenin her saatinde sanığı sorguya çekebi-
lirim elbette.
Hızla fırlarken, bana dedi ki:
–    Gelin, gelin, kaybedecek vaktimiz yok.
Beni cesaretlendirmesine ihtiyaç yoktu. Tarif-
siz bir heyecanla sarsılarak ve merakla ürpere-
rek hemen peşine takıldım.
Polis Müdürlüğüne ilk kez giriyordum. O za-manki düşüncelerimin ne olduğunu tanrı bilir.
Kendi kendime şöyle diyordum:
“Bütün korkunç şeyler burada… Paris’in
esrarı burada”
Düşüncelerime öyle gömülmüştüm ki bastı-
ğım yere bakmayı unuttuğumdan az kalsın dü-
şüyordum.
Bu sarsılış beni kendime getirdi. Durumu ye-
niden kavramama yardım etti.
O sırada, ıslak duvarlı ve döşemeleri pürüzlü
uzun bir koridordan geçiyorduk.
Ben dışarıda kaldım, arkadaşım küçük bir
odaya girdi. İçeride iki kişi kağıt oynuyor, birkaç
kişi de karyolada oturup pipo içiyordu.
Mechinet onlarla, duyamadığım bir şeyler ko-
nuştu, dışarı çıktı ve birlikte yürümeye başladık.
Bir avluyu geçerek başka bir koridora girdik.
Sonunda, ağır kilitleri sarkan ve kocama sürgü-
leri bulunan bir demir parmaklığın önüne geldik.
Mechinet’nin bir sözü üzerine, bir görevli, par-
maklığı açtı. Polis çavuşlarını ve bekçileri gör-
düğümü sandığım geniş bir salonun yanından
geçtik ve dik bir merdiveni tırmanmaya başla-
dık. Merdiven, bir koridora açılıyordu; koridorun
iki yanında hücreler vardı. Koridorun başında
genç ve şişman bir adam oturuyordu, zindancı-
lara hiç benzemiyordu.
Mechinet’ye şöyle dedi:

Cevap bırakın