Home » antalya escort » Alanya Escort Bayan » uçup giden hayallerim -3 bölüm

uçup giden hayallerim -3 bölüm

uçup giden hayallerim -3 bölüm .

 

images

 

uçup  giden hayallerim -3 bölüm 

 

“Hay Allah! Neredeyse öğlen olacak. Kusura bakma bu
ara aklım biraz dağınık,” diyorum onu içeriye davet ederken.
Salona geçiyoruz. “Ev ne kadar güzel olmuş böyle,” di-
yor Müge. Hayranlığını gizlemeyerek ekliyor; “Zaten senin
evin hep huzurlu gelir bana. Ama bugün başka bir şeyler bu
evde ”
Ayak üstü kısa bir sohbetin ardından, kanepeye geçiyo-
ruz, ikimiz de sessizce birbirimize bakıyoruz. Müge biraz en-
dişeli bir ses tonuyla;
“Görünüşe bakılırsa birini bekliyor gibisin. İstersen baş-
ka bir gün gelirim,” diyerek sessizliği bozuyor.
Başımı yavaşça yana çevirip bakışlarımı ondan kaçırıyo-
rum.
Bir an için; “Haklısın. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
Başka zaman görüşsek iyi olur?” demek istiyorum ama vaz-
geçiyorum. Müge yakın bir arkadaşımdı. Yanında rahat dav-
ranabilirdim. Belki de bu sayede melankolik havamı biraz ol-
sun dağıtabilirdim.
“Olur mu öyle şey, sen yabancı mısın?” “Hem geldiğin
iyi oldu. Yalnızlıktan neredeyse aklımı kaçıracağım.”
Yavaşça omzuma dokunarak ayağa kalkıyor; ” İyi görün-
müyorsun, dur ben ocağa bir çay koyayım, sonra uzun uzun
konuşuruz,” diyor. Sonra mutfağa yöneliyor.
Müge mutfağa gittikten sonra yavaşça yerimden kalka-
rak salondaki cam masanın yanındaki sandalyeye oturuyo-
rum. Dirseklerimi masaya dayamış ellerimle yüzümü avuçla-
mış bir hâlde; oturduğum yerden apartmanın güllü giriş yolu-
nu seyrediyorum.Çok değil, daha birkaç gün önce ona bu pencereden el
sallayıp güle güle demiş, camdan dışarı sarkıp onu öpmüş-
tüm. Sonra arabasına binip gözden kayboluncaya kadar arka-
sından bakmıştım. O gün ona son kez dokunduğumu, onu son
kez öptüğümü bilmeden…
Mutfaktan Müge’nin sesi geliyor, “Çayın yanında hafif
bir şeyler hazırlıyorum. İstersen omlet de yapayım, ne der-
sin?”
“Ben yiyemem şimdi, zaten midem bulanıyor,” diye kar-
şılık verdikten sonra televizyondaki eski bir Türk filmine yö-
neliyorum. Film ölümsüz bir aşkın hikâyesini anlatılıyor.
Kanepenin üzerine oturmuş, yastık kucağımda, gözlerim
dolu dolu filmi seyrediyorum.
Eskiden aşklar ölümsüz olurmuş. Sevgililer ayrılsa bile
aşkları bitmezmiş. Kolay unutulmazmış aşklar. Mücadele
edilir, beklenirmiş. Umutla beslenip büyürmüş. Kalplere kök
salarmış sevdalar.
Şimdi günümüz ilişkilerini düşünüyorum da… Ne kadar
da çabuk tüketiliyor aşklar. Diğer bir çok şeylerin tüketildiği
gibi. Bir çoğumuzun hayatında hüsranla biten nice aşklar var-
dır. Geçmişe baktığımda, eski aşklarımdan geriye birkaç kırık
dökük anıdan fazla bir şey kalmamış. Ne uzun yaslar tutmu-
şum, ne de kalbimin bir köşesine saklamışım. Hepsini birer
birer tüketmişim…
Peki ya Kerem?
Onu neden bu kadâr’Çok sevmiştim? Neden canımı acıtı-
yor bu kadar? Neden diğer yarımı eksik hissediyorum?
Aslında hep gizemli bir ilişkimiz olmuştu Kerem’le. O
ilk geceden sonra da onunla defalarca beraber olmuş ama bir
Küllerim Savrulurken Geçmişe

daha o yakınlığı yakalayamamıştım. O ilk gece onda farklı
bir şeyler vardı sanki. Hep o geceki adama Kerem’e ulaşma-
nın yolunu aramış ama bir türlü bulamamıştım. Ne uzaklaşı-
yor ne de yakınlaşıyordu. Ben ise pervane misali onun etra-
fında dönüp duruyordum.
Kalbime hapsettiğim Kerem’i derin bir acıyla içimde his-
setmeye başlıyorum. İçim daralıyor. Boğulacak gibi oluyo-
rum.
Böyle zamanlarda ağlamak doğal bir tepkidir, ya da kırıp
dökmek bir şeyleri. Ama ben, bir ölü kadar tepkisizim. Hâlâ
bir boşlukta yaşıyorum. Sadece yavaş yavaş belirginleşen so-
rular uçuşuyor etrafımda. Bütün acılarımı içimde yaşıyorum,
ama bir şekilde bunların dışa vuracağını biliyorum. “Ağlaya-
bilsem,” diyorum “Hıçkıra hıçkıra, doyasıya…”
Kayıtsız gözlerle etrafa bakmıyorum. Çiçekler, mumlar
yerli yerinde. Masa hazır.
Dekoru tamamlanmış ama hiç oynanmamış bir tiyatro
sahnesi gibi. Bomboş. Baş oyuncu gelmediğinden diğer
oyuncu sahneye çıkamamış.
Yine sorular üşüşüyor beynime.
Neden?

Bir şey söylememe fırsat vermeden titreyen bir ses to-
nuyla soruyor; “Gelmedi, değil mi?”
“Gelmedi. Ama şimdi konuşmayalım ne olur. Yüreğim
kaldırmıyor,” diyorum.
Kısa bir sessizlik oluyor.
“Eee sende olumlu bir gelişme var mı bari? Mahkeme
nasıl geçti?” diye soruyorum.
“Bir değişiklik yok. Bildiğin gibi işte. Hatta işler daha da
kötüye gidecek gibi.”
“Yine ne yaptı?”
“Mahkemeden sonraki gün, işyerime geldi. Cam çerçeve
ne varsa aşağı indirdi. Gözü öyle dönmüştü ki artık gerçekten
korkmaya başladım.”
Duyduklarım karşısında şaşkına dönüyorum. Kızgın bir
hâlde söyleniyorum;
“Bu kadarını beklemiyordum doğrusu. Hâlâ inanamıyo-
rum. Bu adam aklını mı kaçırmış? Her şey bir yana, insan ço-
cuğunun annesine bunları yapar mı hiç? Çocuğun ruhsal du-
rumunu hiç mi düşünmez bu adam? Kapıya dayanmak, şiddet
göstermek de ne demek? İyi ki sana bir zarar vermemiş. Po-
lis çağırdın mı bari?”
“Polis geldi tabi. Ama biliyorsun onların da bu durumda
yapabilecekleri şeyler sınırlı. Tutanak tutup gittiler. Zaten ko-
camın bana fiziksel bir zarar vermek istediğini sanmıyorum.
Onun asıl amacı, beni maddi yönden çökertmek. Zaten işye-
rimde olay çıkarması da bu yüzden. Birlikte aldığımız ofisi
terk etmemi istiyor. Tabi çocuğun okul taksitlerini ödemekten
vazgeçmesi de cabası. Yani senin anlayacağın, durum içinden
çıkılmaz bir hâle geliyor. Kısacası, kocam elimi kolumu bağ-layıp beni yıldırmak istiyor. Burnum sürtülürse boşanmaktan
vazgeçeceğimi ve tekrar ona döneceğimi sanıyor.”
> “Bir insan nasıl bu kadar kör olabilir, anlamıyorum. Ev-
liliğinizi boşanmaya kadar götüren asıl sorunları çözmek için
çaba harcamak yerine, neden bu yollara başvuruyor ki? Sağ-
lıklı düşünmek bu kadar zor mu?”
“Ben de anlamıyorum Elvan. Artık ne düşüneceğimi bi-
lemiyorum. Benim aşık olduğum adam bu değildi. Sekiz yıl-
lık bir evliliğimiz vardı. Bir de dört yıllık flörtümüzü ekler-
sek tam on iki yıl demek. Bunca yıl nasıl tanıyamamışım onu.
En yakın olduğum en çok güvendiğim birinin bana bu kadar
kötülük etmesini anlayamıyorum. Artık kime güveneceğimi
bilemiyorum.”
Müge’nin gözleri dolmaya başlıyor, sesi titriyor. Başını
önüne eğerek konuşmaya devam ediyor.
“Her gün biraz daha zorlaşıyor hayatım. Artık dayanacak
gücüm kalmadı.”
Kısa bir sessizlikten sonra, başını kaldırarak saçlarını ge-
riye itiyor ve çayına uzanıyor.
Tabağımdaki peynirleri dalgın bir hâlde çatalımla eziyo-
rum.
Büyük aşkım Kerem içimde çırpınıp duruyor. Onun, yü-
reğimden uçup gitmesine izin vermiyorum. Sanki uçup gider-
se bende kalan diğer yarımı da beraberinde götürecekmiş gi-
bi hissediyorum.
“Neyse ben alıştım artık, ne yapacaksın! Yaşamın başka
bir yüzünü daha öğreniyorum,” diyor Müge isteksiz bir gü-
lümsemeyle.
Müge’nin yüzüne bakarak;”Kolay değil elbette,” diyorum. “Her şey bir yana, bo-
şanmak zaten başlı başına çok üzücü bir olay. Kendine biraz
zaman tanımalısın. Neyse bak sana ne diyeceğim. Bir ressam
arkadaşım var. Yaptığın takılan onun atölyesinde sergileye-
bilirsin. Senin için onunla konuştum. Ne dersin? İşlerin düze-
linceye kadar bütçene katkısı olur. Onun atölyesine gelen
giden çoktur.”
Gözlerindeki derin kederin içinden zayıf bir ışık beliri-
yor. Kontrollü bir heyecanla cevap veriyor; “Bilmem ki, sen
olur diyorsan?”
Müge’yi uğurladıktan sonra yine kendime dönüyorum ve
ikimizin de içindeki acıyı tartmaya çalışıyorum.
Acaba hangisi daha zor?
Aşık olduğun adamla beraber aşkı tüketmek mi?
Yoksa her anı büyülü bir aşkı unutmaya çalışmak mı?
Bakışlarımı kayısı ağacımın dallarına çeviriyorum.
“Hangisi daha zor?44 diyorumlayıp beni yıldırmak istiyor. Burnum sürtülürse boşanmaktan
vazgeçeceğimi ve tekrar ona döneceğimi sanıyor.”
“Bir insan nasıl bu kadar kör olabilir, anlamıyorum. Ev-
liliğinizi boşanmaya kadar götüren asıl sorunları çözmek için
çaba harcamak yerine, neden bu yollara başvuruyor ki? Sağ-
lıklı düşünmek bu kadar zor mu?”
“Ben de anlamıyorum Elvan. Artık ne düşüneceğimi bi-
lemiyorum. Benim aşık olduğum adam bu değildi. Sekiz yıl-
lık bir evliliğimiz vardı. Bir de dört yıllık flörtümüzü ekler-
sek tam on iki yıl demek. Bunca yıl nasıl tanıyamamışım onu.
En yakın olduğum en çok güvendiğim birinin bana bu kadar
kötülük etmesini anlayamıyorum. Artık kime güveneceğimi
bilemiyorum.”
Müge’nin gözleri dolmaya başlıyor, sesi titriyor. Başını
önüne eğerek konuşmaya devam ediyor.
“Her gün biraz daha zorlaşıyor hayatım. Artık dayanacak
gücüm kalmadı.”
Kısa bir sessizlikten sonra, başını kaldırarak saçlarını ge-
riye itiyor ve çayına uzanıyor.
Tabağımdaki peynirleri dalgın bir hâlde çatalımla eziyo-
rum.
Büyük aşkım Kerem içimde çırpınıp duruyor. Onun, yü-
reğimden uçup gitmesine izin vermiyorum. Sanki uçup gider-
se bende kalan diğer yarımı da beraberinde götürecekmiş gi-
bi hissediyorum.
“Neyse ben alıştım artık, ne yapacaksın! Yaşamın başka
bir yüzünü daha öğreniyorum,” diyor Müge isteksiz bir gü-
lümsemeyle.
Müge’nin yüzüne bakarak;

Cevap bırakın